Otobüs güzellemesi

İnsanların kafalarını içine gömdüğü otobüs camlarını bile özlemişim, dükkanlar caddede akarken, düşünceler arasında astigmatın yarattığı renk cümbüşünde kaybolmayı da…

Kollarımı babam gibi sallayarak yürürken okul yolunu tutmak o kadar iyi geldi ki; sanki rüzgarla beraber özgürlüğü içiyorum. İçimden edebiyat doldu taştı, Sait Faik’e selam olsun yazmasam ben de çıldıracaktım.

Trafikte akıyorsun ya hani, yandan arabalar akıyor. İşte otobüste duruyorsun her durakta , düşünüyorsun; insanlara yabancı misafir oluyorsun, onlar davet etmiyor seni ama sen kulağını kabartıyorsun izinsiz.

Kişisel araba ne kadar özelse, otobüs o kadar genel; insana karışmak için. Otobüste insanın gıybetine, sevgisine, pasağına bulaşıyorsun.

Bu bir otobüs güzellemesi, ama ben her şeye rağmen Piccanto’mu çok seviyorum. Büyük ozan Nil’in dediği gibi “Onu benden almasınlar, bize bulaşmasınlar.”

Otobüste tek kaygı var; durağı kaçırmak. Bir de insan kokusunun ağır, kesif kokusu… Oldum olası sevmem. Kitap okuyan bir kız, sol çaprazımda… Eskiden ne çok okurdum otobüsteyken, ayakta dururken bile okumuşluğum vardır. Çok heyecan verici bir metinse… O zamanlar durağı kaçıracağım endişesini asla duymazdım. Otomatikman bir zil varmışçasına, iki durak kala kaldırırdım başımı. O zaman sürecini insan zihni kaydediyor sanırım, programlıyor yani kendini, ne mükemmel makina şu beyin, tek kusuru var; unutması… Ödülü de ayrı tatlı; tam olarak hatırlamasan da parça parça anımsamak. Şu an setin üstündeyim. Final haftası akşam eve geç dönüşlerimi hatırlıyordum. 

Çok yorgunum, kulağımda kulaklık muhtemelen, Jay Jay Johanson çalıyor. Dışarısı soğuk. “Ali yemeğini yemiş midir acaba?” Kesin yemiştir ve kesin bulaşık öylece duruyordur, neyse ki sınav iyi geçti evi bir toplar, yarınki sınava bakarım…” 

Göl karanlık, uzakta ışıklar… Otobüs kıvrılarak alıyor o geniş virajı, sulara lambaların ışığı düşmüş, yüzüyor. Yandan geçen araçların vızıltısını duymuyorum, Jay Jay , Far Away’i söylüyor, piyano solosu şahane…

İnsan bir zamanlar nefret ettiği otobüsü bile özlermiş, ne tuhaf…

bir yorum bırakın