Amerika Seyahatim

Yaklaşık on yıldır Amerika’da bulunan kızım ve damadım her yıl Türkiye’ye gelir giderlerdi. Son üç yıldır akademik çalışmaları nedeniyle gelemiyorlardı. Annesi iki defa gitmişti ama ben işlerim dolayısıyla hiç gitmemiştim.

Kızım, her telefon konuşmamızda benim de kendileri oradayken yanlarına gitmemi istiyordu. Emekli olmuş, işyerimi kiraya vermiştim. Ancak şuna inanıyordum; Müslümanın emeklisi olmaz, yaş ilerledikçe ve de birikimi oldukça daha çok çalışır ve topluma daha faydalı olur, diyordum. Kızımın ve torunlarımın ısrarı üzerine eşimle gitmeye karar verdim.

Gaziantep’ten Başlayan Yolculuk

Uzun yolculuk için birkaç hafta ihtiyaç hazırlığı yaptık. Gaziantep havalimanından yola çıktıktan sonra, önce İstanbul’a, oğlum Salih’e uğradık. Bir hafta İstanbul’da kaldık. Çok değerli arkadaşlarımı gördüm. En çok sevdiğim yayın evlerini gezip kitaplar alıyor, tarihi yerleri geziyor, çarşı ve pazardaki cıvıl cıvıl halkı seyrediyordum. İstanbul’a doyamıyordum…

Güz aylarındaydık. Ağaçlar altın gibi yapraklarını yere seriyor, hava ılık, insanlar çalışkan ve candandı. İstanbul’da değil bir hafta bin yıl kalsam usanmazdım. Ama uçak biletim önceden alınmıştı. Zaman doldu. Atatürk havalimanından Almanya’nın Berlin havalimanına, oradan da Amerika’nın Houston şehrine gidecektik.

Uçak, İstanbul’dan havandıktan dört saat sonra Berlin’e indi. Berlinde en çok dikkatimi çeken havalimanındaki personelin İngilizce bildiği halde Almanca konuşmasıydı. İngilizce soru sorulduğundaysa sinirli bir tavırla Almanca cevap veriyorlardı.

Berlin’den hareketle dokuz saat sonra Houston’a vardık. Uçak Amerikan uçağıydı. Yemeklerimizi önceden “helal yemek” olarak kayıt ettirmiştik. Yolculuk yorucu idi. Uçaktaki  hizmet ve konfor Türk uçaklarındaki gibi iyi değildi.

Houston havaalanında  bizi kızım, damadım ve torunlarım sevinçle karşıladılar.

Houstondayız

Amerika’nın altıncı büyük şehri, yaklaşık beş milyon nüfusu var. Teksas eyaletinde okyanus kıyısında bir şehir. Damadım bir petrol araştırma şirketinde çalışıyor kızım ise master yapıyor. İki torunum da okula gidiyorlar.

Hanımla ben İngilizceyi meramımızı zor anlatabilecek kadar biliyoruz. Ama ben yerimde duramıyorum. Ayrı bir devlet, ayrı bir toplum. Toplumu öğrenmek istiyorum.

Amerika Toplumu

Kızım ve damadım cumartesi ve Pazar günleri bizi gezdiriyorlar ama yetmiyor. Şehir çok geniş bir alana yerleşmiş, toplum çok farklı kökenden ve inançtan insanlardan oluşmuş. Avrupa’nın ve Asya’nın her devletinden insan var. Her ırk ve kültürden…

İsterseniz önce coğrafi konumdan başlayalım. Şehir bizim Çukurova gibi düz, yağışlı, kışın ılık, yazın çok sıcak. Sivrisinek kışın Aralık ayında bile bizi rahatsız ediyor.

Şehrin hemen her mahallesinden geçen açık kanallar var. Suyun bolluğundan kanalları çevirip suni göller yapmışlar. Saymadım ama şehirde on-on beş gölet var. Etrafını parklaştırmışlar, etrafında piknik ve spor yapıyorlar.

Yüksek katlı imar yok. Ancak iş merkezlerinde var. Yolların yüzde doksanı betonarme, asfalt daha ziyade otobanlarda var.

İskân mahalleri çok yaygın. Sokaklar bizim ana caddeler gibi. Evler bir ya da iki katlı. Her evin arkasında bahçe, sokak tarafında sokak genişliğinde park alanı var.

Ana yollardaki kavşaklar çok geniş, iki üç kat araba yolları, kolaylıkla sağa sola dönüşler yapılıyor. Trenler daha çok yük taşımak için kullanılıyor. Toplu taşıma yok denecek kadar az. Yürüyen birini görmek pek mümkün değil. Herkes arabalı ama yolların rahatlığından hiç trafik sıkıntısı yok.

Sosyal ve Kültürel Yapı

Allah Aykut Edibali’den razı olsun. Batı kültürünü açıklayan eserlerini iyi bir tahlil yaparak yıllar önce okumuştum. Gezerek gördüm ki aynen öyle. Tamamen egoist bir toplum. İnsanlar sanki yalnızca kendilerini düşüyor. Belli bir yaştan sonra çocuğuna bile sahip çıkmayorlar. Komşu ilişkisi asla ülkemizdeki gibi değil. Köpekleri, evleri ve arabalarıyla yaşayan bir toplum. Yollar ıssız, kimse yok. Ancak alışveriş için alışveriş merkezlerinde ya da parklarda yürüyüş yapıyorlar. Bir şey sormak için yanına yaklaştığınızda çekiniyor, korkuyorlar. Güven sıfır… İkram yok… Siz birisine bir şey ikram ederseniz bile almıyor veya çekiniyor. Çocukları ziyarete gelmiyorlar. Ancak yılda bir defa Şükran gününde görünüyorlar.

Sistem ve devletle hiç ilgilenmiyorlar. Eyalet idareleri bir kanun çıkardıkları zaman kapı kapı dolaşıp anket yapar gibi görüş alıyorlar.

Kurallara uyuyorlar. Her sokak başında bir yaya geçidi var. Aracıyla hızla işine giden birisi yaya geçidine gelince -insan olsun olmasın- hemen duruyor sonra yoluna devam ediyor. Cezaların çok ağır olduğunu söylüyorlar. Polisten Allah’tan korkar gibi korkuyorlar.

Halkın yüzde doksanı obez. Zira devamlı bir şey yiyorlar. Özellikle siyahiler. Hizmet işlerini Meksikalılar yapıyor. Küçük esnaf genelde Pakistanlı, Hindistanlı. Büyük firmalar Amerikan ya da uluslararası şirketler.

Kiliselere ilgi düşük… Pazar günleri dahi kiliselerin önünde araç yoğunluğu olmuyor. Müslümanlar arazileri satın alıp külliye şeklinde mescitler yapmışlar. Bu külliyelerin içlerinde Kur’an kursu, toplantı salonu, kütüphane ve spor salonu oluyor. Cuma günü bayram günü gibi bütün aile orda… Hutbeler İngilizce okunuyor.

Türklerin Durumu

Houston’da her tanıştığım insana “Burada Türk var mı?” diye soruyordum. Maalesef diğerleri, Türkler gibi cana yakın, cömert, fedakar, vefalı değildi. Onun için Türk’ün adını duysanız bulana kadar arıyorsunuz.

Benim karşılaştığım Türkler, Amerika’ya daha çok akademik kariyer ve eğitim için gelmişler. Bir de Fetö çapısına bir şekilde dahil olmuş ya da  Türkiye’deki süreçten kaçanlarla karşılaştım. Onların durumu oldukça tuhaf. Bu yapının neredeyse her mahallede açılmış bir ‘kültür merkezi’ var. İşin bana ilginç gelen tarafı; ilk gördüğüm kültür merkezlerinin kilise ile yan yana olmasıydı.

Bu kültür merkezine devam eden birkaç kişi ile görüştüm. Ne yazık ki Türkiye düşmanlığını körüklemek için Amerika’da yaşayan fetöcüler yeter.

 O ya da bu sebeple hepsi de Türkiye aleyhine konuşuyor. Bir korku ve endişe içindeler. İki cami arasında kalmış beynamaza dönmüşler. Amerika’dan çekiniyorlar. Çünkü geçimlerini orada sağlıyorlar. Sınır dışı ediliriz, zarar görürüz endişesiyle ABD yönetiminin hiçbir eksiğini konuşmuyorlar. Çocuklarına tembih edip okullarda Türk olduklarını gizletiyorlar. Amerikalılar gibi yaşamaya çalışıp onların dini ve milli günlerine, törenlerine katılıyorlarmış. Çocukları Türkçe’den ziyade İngilizce konuşuyor. Adreslerini ve telefon numaralarını vermekten çekiniyorlar. İstihbarat birimlerinin takibinden korkup sık sık ev değiştiriyorlar. Bir iş yerinde başka bir Türk varsa onunla tanışmak istemiyorlarmış. Onun için bir araya gelip eskisi gibi teşkilat kuramıyorlar.

Maalesef Houston’da karşılaştığım, Türklerin kurduğu tek teşkilat Fetönün ‘kültür merkezi’ idi. Onun da isminde bile ‘Türk’ kelimesi geçmiyor zaten. Sadece ‘Kültür Merkezi’ olarak yazılı.

Bu Kültür Merkezi’ndeki, bir şekilde yapı ile  bağlantı kurmuş kişilerin çoğu gördüğüm kadarı ile ne yaptıklarının farkında değil. Onlar hâlâ dini bir yapıya bağlanarak ‘inanç dünyamızı geliştiriyoruz’ diye düşünüyorlar. Akide olarak da bozuk bu teşkilat; hükümetlerin zamanında, oy kaygısıyla bunları himaye etmesi, devletin imkanlarının tahsis edilmesi ile buralarda çok büyük kitle ve imkâna kavuşmuş.

Maalesef Müslümanca bir yaşantı özlemindeki, Houston’da yaşayan Türk toplumundan bazıları; bu yapı tarafından yavaş yavaş Hristiyan düşüncesine ve maddeci felsefeye yaklaştırılmış.

İnşallah bir gün Türk milleti üzerindeki emperyalist kültür tozlarını atacaktır. Yeniden adil, insani, ahlaklı haline dönecektir. Ve uyanıp asli görevine dönen Türk milleti; sadece ABD’deki değil, yeryüzündeki bütün Müslümanları içine düştükleri bunalım ve dağınıklıktan kurtaracaktır.

Allah’ın izniyle muhteşem Türkiye kurulacak. Bir gün milletimiz gerçek benliğine dönecek.

bir yorum bırakın